Türkiye Avrupa Vakfı nın kuruluş çalışmaları, Girişimci Kurul’un 7 Kasım 2000 günü yaptığı Basın Açıklaması ve Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Müezzinoğlu ile 10 Aralık 2000 günlü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan bir röportaj ile ilk kez kamuoyuna açıklandı. Vakıf, Vakıf Senedinin İstanbul 10. Noterliğince 13 Aralık 2000 günlü düzenlemesi suretiyle kuruldu; kuruluşu, Beyoğlu 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/719 Esas ve 2001/4 Numaralı Kararı ile 17 Ocak 2001 günü tescil edildi.

Türkiye Avrupa Vakfı , hiçbir siyasi partinin, ekonomik gücün veya çıkar grubunun ya da etnik veya sektörel bir yapının yan kuruluşu değildir. Toplumun tüm kesimlerini kucaklamayı amaçlayan bir sivil toplum örgütüdür.  O nedenle, toplumumuzun çeşitli kesimlerinin tanınmış kişiliklerini ve kanaat önderlerini bünyesinde toplamıştır. Üyeleri arasında bilim insanları, politikacılar, diplomatlar, sanatçılar, işçi ve işveren sendika temsilcileri, iş dünyasının girişimcileri, gençler ve kadın hareketinin önder kişileri yer almaktadır.

Türkiye Avrupa Vakfı , insanlığın ortak değerlerini, bu çerçevede insan hakları, demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğü ilkelerini korumayı ve geliştirmeyi temel amaç saymaktadır. İnsanlığın kendini özgürce geliştirebileceği uygar bir yaşam özlemini paylaşmaktadır. Bu bağlamda, demokrasiyi ve insan haklarını temel amaç sayan değişik görüşleri savunan her düşünceyi içinde barındırmayı zenginliği saymakta ve toplumun hangi kesiminden ya da hangi siyasi partiden gelirse gelsin bu yöndeki girişimleri desteklemeyi görev bilmektedir.

Türkiye Avrupa Vakfı , Avrupa Birliği’ni, barış, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve sosyal ilerleme yolunda insanlık adına elde edilen önemli bir kazanım olarak nitelerken, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün Avrupa topluluklarının bu oluşumunu daha ilk yıllarında ‘beşeriyet tarihi boyunca, insan zekasının vücuda getirdiği en cesur eser’ şeklindeki değerlendirmesini de paylaşmaktadır. Ancak, kazanımın nihai bir hedef olmadığının da altını çizmektedir.

Türkiye Avrupa Vakfı , Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusunu ve bu yöndeki gelişmeleri, toplumumuzun 19. Yüzyıldan bugüne uzanan demokratikleşme yolundaki yürüyüşünün ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün halkımızın önüne koyduğu ‘çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma’ politikasının doğal sonucu ve gereği olduğunu  öngörmektedir.

Türkiye Avrupa Vakfı , Türkiye’nin Avrupa Birliği ile bütünleşmesini, halkımızın yaşam standartlarının yükseltilmesi, ülkemizdeki demokratik yaşam tarzının gelişmesi, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi adına önemli bir perspektif olarak nitelemekte ve benimsemektedir.

Türkiye Avrupa Vakfı , Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin, Ankara anlaşmalarının yanısıra, Avrupa Birliği Hukukunun ve Avrupa değerler sisteminin temel kabullerinin gereği olarak öteki aday ve üye devletlerle, her aşamanın gereği kurallar çerçevesinde eşitlik koşulları içerisinde sürdürülmesi gerekliliğini vazgeçilemez bir ilke saymaktadır. Bu açıdan, kimi siyasal çevrelerce gündeme getirilmeye çalışılan Türkiye’nin Avrupa Birliği tam üyeliği yerine ‘ayrıcalıklı ortaklık’ kurulması şeklindeki önerinin hiçbir koşulda kabulünün olanaklı olmadığını belirtmektedir.

Türkiye Avrupa Vakfı , Resmi Senedi’nin Başlangıç Bölümü’nde açıkça belirttiği üzere; Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne gereksinimi olduğu kadar Avrupa Birliği’nin de Türkiye’ye gereksinimi vardır. Avrupa Birliği, genç ve dinamik bir nüfusa sahip olan ve de değişik kültürel değerleri bünyesinde barındıran Türkiye’nin üyeliği ile birlikte, yeni bir ufuk ve gelişme potansiyeli kazanacaktır. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin Avrupa bütünleşmesi yolunda ciddi bir adım atılabilmesi de, Türkiye ile tam üyelik ilişkisini gerçekleştirmesi ile mümkün olabilecektir. Öte yandan, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile birlikte küresel anlamda ve boyutta yeni bir kimlik ve işlev kazanacağı da açıktır. Avrupa Birliği, ancak böylelikle kültürler ve dinler arasındaki gerginliğin ortadan kaldırılması, dünya barışının sağlanması, insan hakları ve demokrasi değerlerinin küresel çapta etkin kılınması çabalarına ve tüm insanlığın sosyal gelişmesine katkıda bulunma şansını elde edebilecektir.

Türkiye Avrupa Vakfı, Türkiye’nin Avrupa Birliği bütünleşmesi sürecinin Türkiye, Avrupa ve tüm dünya için özel bir anlam ve önem taşıdığına dikkat çekmektedir. Bu açıdan, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye, insanlığın ve dünyamızın Avrupa bütünleşmesinin en geniş ve gelişmiş biçimiyle gerçekleşmesine gereksinimi bulunduğu gerçeğinin zamanla daha geniş çevrelerce kavranacağına olan inancını korumaktadır.

Türkiye Avrupa Vakfı, işte bu bilinçle Türkiye’nin demokratikleşme yolundaki reformlarının gerçekleştirilmesi ve Avrupa Birliği’ne tam üyelik yolunda kalıcı adımların atılabilmesi için geniş kesimleri bilgilendirmek ve bu çerçevedeki sorunları tartışmaya açarak değişik politika seçeneklerini oluşturmak amacıyla öteki sivil toplum örgütleriyle diyalog ve işbirliği içinde çalışmayı ve yine, bu doğrultudaki kamusal girişimleri desteklemeyi bir görev bildiğini açıklamaktadır.